Ülkemiz, geleneksel olarak, insanların erken yaşta, ergin (eski tabirle
reşit) olmak ile çocuk olmak arasında bir yerde, hayata atıldıkları ve hayat
mücadelesi vermeye başladıkları bir sosyolojik yapıda iken başta ekonomik
iyileşmeler olmak üzere küreselleşme gibi diğer sebeplerle birlikte bu yaşın
gittikçe daha yukarılara çıktığı bir yapıya dönmüştür.
Bu durumun sonuçlarından biri olarak her türlü ortama ve imkâna erişimin
yolu her yaştan insan için açılmış durumdadır. Ancak erken yaşta hayata
atılmanın getirdiği erken manevi olgunlaşma, tekâmül süreci ve hayat deneyimi
mevcut durumda geriye doğru gitmiş görünmektedir. Aileler, gelişen ekonomileri vesilesiyle
çocuklarından iş gücü ve onunla gelen gelir katkısı yerine akademik açıdan başarılı
bir eğitim hayatını önceler oldular. Bu eğilim ise çocukların fiziksel dünyanın
zararlı etkilerinden koruma çabası içerisinde görünen aileler için onları kendi
başına daldıkları gelişen dijital dünyanın zararlı etkileri ile baş başa
bırakmak gibi büyük bir tezatı ortaya çıkardı.
Jean Twenge “iGen: Günümüzün Süper Bağlantılı
Çocukları Neden Daha Az Asi, Daha Hoşgörülü, Daha Az Mutlu ve Yetişkinliğe
Tamamen Hazırlıksız Büyüyor?” adlı eserinde “iGen, tüm ergenlik dönemini akıllı
telefon çağında geçiren ilk nesildir. Bu durum onları önceki nesillere göre
fiziksel olarak daha güvenli (evde, ebeveynlerinin yanında) ancak ruhsal olarak
daha kırılgan hale getirmiştir." derken “Genel
olarak, 2010'dan beri kaygı, depresyon ve yalnızlıkta artış yaşandı.
"Sadece semptomlar değil, davranışlar da arttı," diyor,
"buna kendine zarar verme, intihar girişimleri ve tamamlanmış intiharlar
nedeniyle acil servis ziyaretleri de dâhil.” belirlemelerini yapıyor[1].
Çocuklar için mükemmel bir eğitim aracı olabilecek çevrimiçi dünyayı,
onları çeşitli sebeplerle oyalamak, susturmak, ortamdan uzaklaştırmak gibi
amaçlar için kullanmak günlük hayatımızın bir parçası oldu. Yetişkinler için
geçici bir konfor sağlayan bu rutin, çocuklar için sağlıksız bir ruhsal ve
fiziksel gelişimin ya da en iyimser tahminle bir tür zor yönetilen bağımlılığın
ve buna bağlı davranış bozukluklarının temel nedeni oldu. Öyle ki artık birçok
çocuk hastanesi ve özel hastanede ekran bağımlılığı, internet ve oyun
bağımlılığı klinikleri var.
Bu sosyolojik dönüşümün çocukların
dijital ekosistemle ilişkisine nasıl yansıdığı, aşağıda istatistiksel veriler
ışığında ele alınmaktadır.
Türkiye’de
Çocukların Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Dinamikleri
Türkiye'de
çocukların bilişim teknolojileri ile olan ilişkisi, son yıllarda dramatik bir
artış göstermiştir. 2021 yılında %82,7 olan 6-15 yaş grubu çocukların internet kullanım oranı, 2024 yılı itibarıyla
%91,3'e yükselmiştir. Bu dijitalleşme sürecinde elektronik cihaz
kullanım eğilimleri de değişmiş, 2013 yılında %76,6 olan masaüstü bilgisayar
kullanımı, 2021’de yerini tablet ve dizüstü bilgisayarlara bırakmıştır. 2024 yılı verilerine göre çocukların %76,1'i
cep telefonu veya akıllı telefon kullanmaktadır[2].
Çocukların
dijital mecralardaki temel hareket eğilimleri incelendiğinde, interneti en çok video izleme (%83,9), ödev ve öğrenme (%75,0) ve oyun oynama (%72,7) amaçlarıyla
kullandıkları görülmektedir. Sosyal medya kullanımı ise çocuklar arasında
%66,1'lik bir yaygınlığa ulaşmıştır. Youtube, %96,3 ile en çok tercih edilen
platform olurken onu İnstagram (%41,5) ve Tiktok (%26,2) izlemektedir[3].
Bu yoğun kullanım
ise çocukların özalgısında bazı olumsuzlukları beraberinde getirmektedir. Çocukların %34,4'ü ekran başında geçirdikleri
süre nedeniyle daha az kitap okuduğunu, %33,3'ü ise daha az ders çalıştığını
ifade etmektedir. Ayrıca, her yarım saatte bir telefonunu kontrol eden
çocukların oranı %32,6’ya yükselerek dijital bağımlığın sağlığın yanında
sosyolojik alanda da bir görünüm kazandığını ortaya koymaktadır.
Dijital
Ortamdaki Riskler ve Tehditler
Akademik
araştırmalar[4], "Literatürde
'dijital yerli' olarak sınırlı bu kuşağın, beklenenin aksine dijital
okuryazarlık ve veri fiyatının düşük yetkinliğe sahip olduğu (Livingstone, 2021) ve içerikten oluşan
genellikle algoritmik manipülasyona açık bir “pasif tüketim” içerisinde olduğunu
göstermektedir.[5]
UNICEF'in
2025 tarihli rehber niteliğindeki çalışma raporu[6],
çocukların çevrimiçi oyun dünyasındaki varlığının sadece bir eğlence alanı
olmadığını, organize şiddet grupları tarafından suistimal edilen stratejik bir
mecra haline geldiğini ortaya koymaktadır. Dünya genelinde çocukların yaklaşık
%90'ı çevrimiçi oyun oynamakta ve bu platformların sunduğu sosyalleşmeye dönük
özellikler silahlı gruplar ve suç
ağları tarafından propaganda, çocukları kandırma (grooming) ve radikalleşme
amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle Roblox ve Minecraft gibi çocuk
merkezli "sandbox" oyunlarda, yetişkinlerin çocuk kılığına girerek
onlarla duygusal bağ kurduğu ve bu yolla çocukları yasa dışı faaliyetlere veya
istismara (CSE) sürüklediği çok sayıda vaka kayıt altına alınmıştır.
Uluslarası
düzeyde araştırmalar[7],
bu oyun alanlarının izole birer "oyun parkı" olmaktan çıkıp,
çocukların tanımadıkları yetişkinlerle kontrolsüzce etkileşime girdiği
"kamusal meydanlara" dönüştüğünü ortaya koyuyor. Organize suç
örgütleri, oyun içi hediyeleri ve sohbet odalarını kullanarak çocukları sosyal
çevrelerinden koparmakta, onları ideolojik kontrol altına almakta veya şantaj
yoluyla suça teşvik etmektedir. Türkiye'deki veriler bu risklerin yerel
karşılığını da doğrulamaktadır: Çocukların %29,6'sı internette müstehcen
içeriklerle karşılaşmakta, %19,4'ü ise yüz yüze hiç tanışmadığı kişileri
arkadaş listesine eklemektedir.
Dijitalleşmenin
ülke ve dünya genelindeki ciddi toplumsal negatif etkileri bağlamında en savunmasız grubunu teşkil eden
çocukların, sosyal medya platformlarının ve diğer çevrimiçi ortamların potansiyel
zararlı etkilerinden korunması, küresel
yasal düzenlemelerin ana gündem maddesi haline gelmiştir. Bu
tedbirler, genellikle kullanıcı erişimine yaş sınırlamaları getirilmesi ve ebeveyn onaylı mekanizmaların zorunlu kılınması etrafında
şekillenmektedir. Örneğin, Avustralya gibi ülkeler, 16 yaş altındaki çocukların
sosyal medya kullanımını tamamen yasaklayan ve ihlal eden platformlara yüksek
meblağlı para cezaları öngören öncü yasalar kabul etmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde
ise (Fransa, İtalya, Belçika), sosyal medya kullanımı konusunda asgari yaş
sınırı 13 ila 15 arasında
değişmekle birlikte, bu yaşların altındaki çocuklar için ebeveyn izni
zorunluluğu temel koruma mekanizmasıdır. Japonya bu konuda daha çok yerel yönetimlerin tavsiye niteliğindeki süre
kısıtlamalarına ve ulusal
bilinçlendirme kampanyalarına odaklanmış, katı ulusal bir yasak yerine
ebeveyn sorumluluğunu ön plana çıkarmıştır. Bu farklı ulusal yaklaşımlar,
dijital çağda çocuk güvenliğini sağlamak amacıyla yaş doğrulama teknolojileri
ve platform sorumluluklarının artırılması ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Stratejik
Planlamalar ve Yasal Düzenleme Önerileri
2026 yılı
Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Türkiye’nin dijital dönüşümünü sadece teknik
bir modernizasyon değil mahremiyet ve
çocuk koruma ekseninde bütüncül bir reform olarak ele almaktadır.
Programın
öncelikli hedefi, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (KVKK),
Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ile tam uyumlu hale getirilmesidir.
Program az yukarıda sözü edilen tehditlerle mücadele kapsamında KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) ile
Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) arasındaki uyum sürecinin
tamamlanmasını öncelikli bir hedef olarak belirlemiştir.
Bu stratejik
planlamaları somutlaştıran ve halen TBMM Dijital Mecralar Komisyonunda bulunan "Çocukların Dijital Ortamlarda ve Sosyal
Medyada Korunmasına Dair Kanun Teklifi" çocukların dijital
ortamlarda mahremiyetini ve güvenliğini sağlamak için devrim niteliğinde
adımlar öngörmektedir.
Bu yasal çerçeve yalnızca
yasaklayıcı bir yaklaşım değil uluslararası standartlarda kabul gören "Tasarım Gereği Güvenlik" (Safety
by Design) prensibini platformlar için bir zorunluluk haline
getirmektedir.
Yerli
Altyapı ile Güçlendirilmiş Yaş Doğrulama Modeli
İlgili kanun
teklifi kapsamında öngörülen en kritik düzenlemelerden biri, 13 yaşından küçük çocukların hesap açmasının
engellenmesi ve içerik erişiminde zorunlu yaş doğrulama sistemlerinin kullanılmasıdır. Teklifteki
yaş doğrulama yükümlülüğü, platformlarla gereksiz veri paylaşmadan, yalnızca
"uygun/uygun değil" sonucu dönen mahremiyet dostu bir e-Devlet doğrulama geçidi ile entegre
edilebilir. Bu kapasite sayesinde Türkiye, Avrupa’nın halen teknik olarak
tartıştığı güvenli çözüm modellerini kendi yerli altyapısı üzerinden hemen
hayata geçirebilecek potansiyele sahiptir. Bununla birlikte 13 olan yaş
sınırını daha yukarı çekmek de üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olarak
duruyor.
Varsayılan
Gizlilik ve Algoritmik Sorumluluk
Yasa teklifi,
platformların çocuk kullanıcılar için varsayılan
gizlilik ayarlarını en yüksek seviyede tutmasını ve konum paylaşımı gibi
özellikleri otomatik olarak kapalı sunmasını şart koşmaktadır. Bu durum, Avrupa
Veri Koruma Kurulu (EDPB)[8]
ve UNICEF’in çocukların yetişkinlerden farklı bir tasarım ekosistemine ihtiyaç
duyduğu yönündeki rehber ilkeleriyle tam uyumludur. Özellikle
Avustralya Çevrimiçi Güvenlik Komiserliği (eSafety Commissioner) tarafından
sistematize edilen “Safety by Design” (Tasarım Gereği Güvenlik) prensibi,
güvenliğin ürün geliştirme sürecinde sonradan eklenen bir parça değil sistemin
temel mimari bileşeni olması gerektiğini savunmaktadır[9].
Teklif
ayrıca yapay zekâ destekli içerik
moderasyonu aracılığıyla zararlı içeriklerin ve siber zorbalık
vakalarının tespit edilmesini zorunlu kılarak, platformları sadece birer
"alan sağlayıcı" olmaktan çıkarıp "aktif koruyucu" konumuna
taşımaktadır.
Kurumsal
Yönetişim ve Ağır Yaptırım Rejimi
Stratejik değerlendirmeler,
çocuk güvenliğinin sadece teknik değil, bir yönetişim meselesi olduğunu ortaya
koymaktadır. Yasa tasarısı bu doğrultuda şirketlerin bünyesinde bir "Çocuk Hakları ve Güvenliği Birimi"
kurulmasını ve her yıl Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) kapsamlı
bir çocuk güvenliği raporu
sunulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu mekanizma, 2026 Cumhurbaşkanlığı
Programı’ndaki şeffaflık ve denetim hedefleriyle örtüşmektedir. Tasarı
kapsamında öngörülen yaptırımlar şu şekildedir:
• Aykırı
davranışlarda bulunan platformlara 1 milyon TL’den 50 milyon TL’ye kadar
idari para cezası öngörülmektedir.
• Siber
zorbalık vakalarını bildirmeyen veya engelleyici altyapı kurmayan şirketler
için ceza miktarı 100 milyon TL’ye kadar yükselebilmektedir.
Sonuç ve
Değerlendirme
Avrupa Komisyonu'nun güncel rehber ilkelerinde[10] belirtildiği üzere, çevrimiçi platformların
mevcut tasarımı ve özellikleri reşit olmayanların mahremiyeti, emniyeti ve
güvenliği için çoğu zaman yeterli değildir. Bu yetersizlik, çocukların yasa
dışı içeriklere maruz kalmasına veya onların fiziksel ve zihinsel gelişimini
bozabilecek şantaj, siber zorbalık, her türlü suiistimal gibi zararlı etkilerle
karşılaşmasına neden olmaktadır.
Tüm dünyada
olduğu gibi Türkiye'de de çocukların dijital dünyadaki varlığı günümüzde geri
döndürülemez bir gerçeklik haline gelmiş olup bu durum devletlerin ve platform
sağlayıcılarının koruyucu sorumluluklarını daha da artırmaktadır. Türkiye’de
çocukların dijital ortamlara erişimi konusundaki yüksek oran, veri güvenliği,
mahremiyet ve psikososyal gelişim açısından ciddi yapısal riskler
barındırmaktadır. Cumhurbaşkanlığı 2026 Yılı Programında öngörülen mevzuat uyum
hedefleri ve TBMM gündemindeki sosyal medya düzenlemesi genel olarak UNICEF’in
“Tasarım Gereği Güvenlik” (Safety by Design) yaklaşımı ile Avrupa Birliği
Çocukların Çevrimiçi Ortamda Yüksek Düzeyde Gizlilik, Güvenlik Ve Emniyetinin
Sağlanmasına Yönelik Önlemlere İlişkin Yönergeler belgesiyle uyumlu bir biçimde
çocukların dijital ortamlarda korunmasına yönelik bütüncül bir politika
mimarisinin inşa edilmesine hizmet ediyor görünmektedir.
Güvenli
yaş doğrulama sistemleri, varsayılan gizlilik ayarları, platformların proaktif
sorumluluğu ve etkili denetim mekanizmaları, yalnızca teknik önlemler değil
çocuk haklarını merkeze alan çağdaş bir dijital yönetişim anlayışının temel
unsurları yanı sıra sosyal devlet ilkesinin de doğal gereklerindendir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin çocuk odaklı dijital politika tasarımı salt kısıtlayıcı bir yaklaşımdan ziyade, "çocuğun üstün yararı" ilkesini dijital dünyanın dinamiklerine entegre eden bütüncül bir yönetişim modelini işaret etmektedir. 2026 Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ve ilgili yasa teklifi, dijital ekosistemi yalnızca teknik bir alan değil aynı zamanda etik ve hukuki bir sorumluluk sahası olarak konumlandırarak uluslararası standartlarla (GDPR, Safety by Design) uyumlu bir koruma kalkanı vaat etmektedir. Bu bağlamda, devletin regülasyon gücü, platformların algoritmik sorumluluğu ve ailelerin dijital okuryazarlığı arasındaki senkronizasyonun sağlanması, dijitalleşmenin getirdiği yapısal risklerin minimize edilmesinde ve çocuk haklarının dijital ortamlarda da sürdürülebilir bir zeminde korunmasında belirleyici bir rol oynayacaktır.
Arb. Av. Abdurrahim AY / Veri Koruma Uzmanı
KAYNAKÇA
·
Avustralya eGüvenlik Komiseri. (2022). Tasarımla güvenlik: Girişimin genel görünümü ve
endüstri için değerlendirme araçları . Avustralya Milletler Topluluğu.https://www.esafety.gov.au/industry/safety-by-design
·
Avrupa Komisyonu. (2025). (AB) 2022/2065 Yönetmeliğinin 28(4) Maddesi uyarınca,
küçüklerin çevrimiçi ortamda yüksek düzeyde gizlilik, güvenlik ve emniyetini
sağlamaya yönelik tedbirlere ilişkin kılavuz. Avrupa Birliği Resmi
Gazetesi.
·
Avrupa Veri Koruma Kurulu. (2022). Sosyal medya platformu arayüzlerindeki karanlık
desenlere ilişkin 03/2022 sayılı kılavuz: Bunları nasıl tanıyabilir ve
önleyebilirsiniz?
·
Europol. (2023). İnternet Organize Suç Tehdit Değerlendirmesi (IOCTA)
. Avrupa Birliği Yayın Ofisi.
·
Livingstone, S. (2021). Dijital zarar mı yoksa dijital haklar mı? Açılış
konuşması. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu.
·
TÜİK. (2021). Çocuklarda bilişim teknolojileri kullanım araştırması,
2021 (Haber Bülteni Sayı: 41132). Türkiye İstatistik Kurumu.
·
TÜİK. (2024). Çocuklarda bilişim teknolojileri kullanım araştırması,
2024 (Haber Bülteni Sayı: 53638). Türkiye İstatistik Kurumu.
·
Twenge, JM (2017). iGen: Günümüzün aşırı bağlantılı çocukları neden daha
az isyankar, daha hoşgörülü, daha az mutlu ve yetişkinliğe tamamen hazırlıksız
büyüyor? Atria Books.
·
UNICEF. (2025). Çevrimiçi oyunlarda çocukların korunması: Stratejik
yaklaşımlar ve risk azaltma (Çalışma Belgesi). UNICEF Innocenti Küresel
Araştırma ve Öngörü Ofisi.
[1] https://www.npr.org/sections/health-shots/2023/04/25/1171773181/social-media-teens-mental-health
[2] Çocuklarda Bilişim Teknolojileri
Kullanım Araştırması, 2021. TÜİK Haber Bülteni, sayı 41132, 22.12.2021
[3] Çocuklarda Bilişim Teknolojileri
Kullanım Araştırması, 2024. TÜİK Haber Bülteni, sayı 53638, 24.10.2024
[4] Türkiye’deki Çocukların İnternet
Kullanım Alışkanlıkları ve Dijital Okuryazarlık Becerileri Üzerine Bir
Araştırma, Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı 13, Syf 1331-1364,
Aralık 2023
[5] Livingstone,
S. (2021). Dijital
zarar mı yoksa dijital haklar mı? Açılış konuşması. Londra Ekonomi ve
Siyaset Bilimi Okulu.
[6] Unicef Çocukların Çevrimiçi
Oyunlardan Korunması Rehberi,
https://www.unicef.org/innocenti/media/11836/file/UNICEF-Innocenti-Protecting-Children-Online-Gaming-Working-Paper-2025.pdf
[7] Europol (2023), "IOCTA -
Internet Organised Crime Threat Assessment".
[8] Avrupa Veri Koruma Kurulu (EDPB),
"Sosyal Medya Platform Arayüzlerindeki Karanlık Desenlere İlişkin 03/2022
Sayılı Kılavuz".
[9] Australian eSafety Commissioner.
(2022). Safety by Design: Overview of the initiative and assessment tools
for industry. Commonwealth of Australia. https://www.esafety.gov.au/industry/safety-by-design
[10] Guidelines on measures to ensure a high level of privacy, safety and
security for minors online, pursuant to Article 28(4) of Regulation (EU)
2022/2065 (Çocukların çevrimiçi ortamda yüksek düzeyde gizlilik, güvenlik ve
emniyetinin sağlanmasına yönelik önlemlere ilişkin yönergeler, Avrupa Birliği
Resmi Gazetesi, 10.10.2025)
